Nükleer denge sallanıyor

Dünyadaki sarsıntıyı görüp de teşhis koyamayanlar var ya, onlara ipucu verip uğraştırmak yerine sarsıntının kesin sebebini yazıyorum; Nükleer denge sallanıyor! Çünkü nükleer silahların yayılmasını önlemek için gösterilen çaba tükenmek üzere. Hem de bu yolda en çok gayreti olan ülke, ABD, havlu atmaya hazırlanıyor.

ABD’nin nükleer silahların çoğalmasını önlemek yerine, “en iyisini ben yaparım” yarışına girmesi, diğer ülkelerin hevesini arttıracak. “Modernize ediyoruz” bahanesi ile zaten yarışa devam etmekte olan ülkeler, bundan sonra açıkça üstünlük taslamaya başlayacaklar.

II. Dünya savaşı sonrasında kurulan nükleer denge bizim için zaten “en iyisi” değildi. Çünkü biz bu dengede “veren el” değil “alan el”dik. Ama,  “ne yapalım, biz bu şartların içine doğduk, bari daha kötüsü olmasın” diyerek sevmediğimiz dengeyi savunduğumuz bile oldu. Şimdi ise bu dengenin bozulma sinyalleri açıkça görülmesine rağmen sevinemiyoruz. Çünkü muhtemel yeni denge daha iyisi değil, hatta kötüsü de değil, beklenen şey bir denge bile değil.

Bu tatsız şüphelerin sebebi nedir, yoksa bir bildiğin mi var, diye soranlar oldu. Şüphelerin kaynağı ABD’nin imza attığı uluslar arası anlaşmalardan çekilmeye başlamış olması. Sadece İran’la veya Rusya ile yaptığı anlaşmaları kastetmiyorum. Süresi önümüzdeki 3-4 yıl içinde dolacak olan bazı nükleer anlaşmaların da uzatılmayacağını açıkladı ABD. Belki bu sürelerin sonuna kadar da beklemeyecek.

Bir trafik benzetmesi yapalım: ABD kavşaktaki kırmızı ışıkta durmamış ve yasak yerde “U” dönüşü yapmıştır. Trafik kurallarını ABD’nin koyduğunu ve herkesi uymaya zorladığını varsayalım. Göstere göstere yapılan bu “acul” davranış neyle açıklanır? Trump’ın kaprisli biri olması yeterli sebep midir?

İran’ı köşeye sıkıştırmak, Rusya’yı bezdirmek, İsrail’i şımartmak istiyorsa, bütün bunları nükleer anlaşmalar varken de yapabiliyordu. Bunlar için “U” dönüşüne ihtiyacı yok. Ayrıca, istese mevcut anlaşmaları sıkılaştırabilir veya masaya yeni anlaşmalar getirebilirdi. Bunlarla oyalanmak istemiyor.

Belli ki ABD’de çok âcil bir sıkıntı var. Öyle ki, 2-3 sene içinde bir şeyleri yapıp deneyip öne geçmek istiyor. Tıpkı atom ve hidrojen bombalarında yapmış olduğu gibi. Acaba bu seferki ne?

“Disruptive technology” ve nükleer denge

Yeni çıkan araştırma başlıklarında “Disruptive technology” [1] ifadesi sıkça görülüyor. Önceki düzeni yıkıp bozan yeni teknoloji anlamında kullanılıyor. Ya da çığır açan teknoloji.

Bu kapsamdaki yapay zekâ ve bu zekâ tarafından kullanılan; kuantum hesaplama becerisi, 5G bilgi aktarımı ve hipersonik füze hızları, acaba mevcut nükleer denge ve füze savunma sistemlerini nasıl etkiliyor?

Bunun cevabı için önce mevcut nükleer dengeyi en kısa şekilde özetleyelim:

“sen vurursan ben de vururum,

bu birlikte yok olmak demek,

öyleyse vuruşmayalım”. [2]

Peki ya taraflardan biri kendisi vurulmadan rakibini vurabilme yeteneğine ulaşırsa? Bilenlerin söylediğine göre teknolojinin ulaştığı seviye buna imkân verecek hale gelmiş durumda. Bu yüzden “Disruptive technology” diyorlar.

Berbat durum şu ki birden fazla ülke bu yeteneğe ulaşmış gibi görünüyor. Kader ise ilk vurandan yana olacak, çünkü diğeri karşılık verme fırsatı bulamayacak. ABD bu durumu nasıl hazmetsin? Huysuzluk yapması normal değil mi? Yazının baş kısmını tekrar okumanızı teklif ediyorum.

[1] Will disruptive technology cause nuclear war?, M. Kroenig, B. Gopalaswamy, Bulletin of the Atomic Scientists, November 12, 2018

[2] Why nuclear stability is under threat, The Economist, Jan 27th 2018

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir