Havada, suda, gıdalarda, vücutlarda.

Doğal radyasyondan kaçamazsın.

Ama doğal olmayanı geliyorsa, sen de uyanık bir uzmandan vakitlice tavsiye alırsan ilk dalganın şokundan kurtulabilirsin. Tsunami gibi düşün. En önemli şey ilk dalgayı siperde ve yıkılmadan atlatmaktır. Sonra nasıl olsa akıl veren çok olacaktır.

Önce doğal radyasyona bakalım. Bu kısımda Potasyum (40), Uranyum ve Toryum var. Uranyum ve toryumu mafya babaları gibi düşünün. Bunlardan türemiş kalabalık ve radyoaktif topluluklar var. Her birinin gücü ve öldürme uzmanlığı başka başka.

Herhangi bir şeyde; yol kenarındaki taş, tenceredeki çorba, vücuttan bir organ, vs. bunlardan alınan bir örnekte yapılacak detaylı analizde bu mafyaların sevimsiz bir kaç üyesine mutlaka rastlarsınız. Üyelerden en sabıkalı olanı Radon (222) gazı. Her gün odanızı havalandırın deyişimiz bu yüzden. Radon gazının sebep olduğu radyasyon dozu için dünya ortalaması yıllık 1.2 mSv’dir (milisivert). Radon hariç, vücuttaki diğer doğal radyasyon kaynakları ise yıllık ortalama 0.3 mSv doz verirler [1].

Tıbbi uygulamalar, doğal sayılmazlar ama ihtiyaç olduğunda kabul ettiğimiz şeylerdir. Doktor hastanın iç organlarını X-ray ile görmek istediğinde, “hayır olmaz” diyeni gördünüz mü? Çeşitli tomografi yöntemleri, ya da X-ray görüntüleme teknikleri hastaya bir defada 100 mSv’e varan dozlar verebilir.

Radyoterapide ise belirlenen kanserli doku ya da organa verilen doz miktarları bunun binlerce kat fazlası olabilir. Milisivertler değil, sivertler konuşulur.

Çernobil’in etkisi devam ediyor mu, diye sormuştunuz, unuttuğumu sanmayın. Topraktaki Sezyum (137) oranları bu konuda en iyi fikri verecektir. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun yayınladığı, “Türkiye Çevresel Radyoaktivite Atlası”, 11. sayfadaki Şekil.5’i incelemenizi öneriyorum. Bu şekildeki Cs (137) artışları tamamen Çernobil kaynaklıdır diyebiliriz. Bu atlası, şu adresten indirebilirsiniz: (http://www.taek.gov.tr/belgeler-formlar/func-startdown/946/).

Çernobil kazasından sonraki yıllarda radyoaktivite analizi ve denetleme görevlerinde çok çalıştım. Daha ilk yıllarda bile Türkiye’den Avrupa’ya gıda ürünleri satışı devam ediyordu. Laf çok, iddia çok, dedikodu çoktu. Bu yüzden bazı ürünlerimiz, özellikle fındık, bir süre az satıldı.

O dönemde en çok bahsedilen izotoplar; İyot (131), Sezyum (134) ve Sezyum (137) idi. İyot (131), Beyaz Rusya ve Ukrayna’da, çocuklardaki tiroit kanseri vakalarında artışa yol açmıştır. Bir de kazaya ilk günlerde müdahale eden kişilerin durumları var. Bunun dışındaki iddialar (kanser ve sakat doğum iddiaları), bana kızanlar olacaktır ama, ispatlanamamıştır. Basın organlarında görülen kanserli kadın resimleri tam bir duygu sömürüsüdür. Bununla birlikte şüpheler de tamamen giderilememiştir.

Gıdalardaki radyasyon konusunda yazmaya devam edeceğim.

[1] Radiation, People and the Environment, International Atomic Energy Agency, Vienna, 2004, shf. 32.

Sevebilirsin...

4 Yanıt

  1. Osman dedi ki:

    Çernobil kazasından sonra Doğu Karadenizde kanser vakaları arttığı konusunda söylentiler hala devam ediyor. Fakat bu yazınızla Doğu Karadenizdeki kanser vakalarını Çernobille ilişkilendirmek anlamsızlık kazanıyor. En azından bu bölgede teroid kanseri artışı söz konusu değil. Bu durumda Karadeniz halkı Çernobil korkusunu üzerinden atabilir diyebiliriz değil mi? Alper hocam..

    • Alper Kahraman dedi ki:

      Osman Bey,
      Çernobil kazasından sonra bunu fırsata çeviren farklı gruplar vardı. Bunları şöyle özetleyebilirim:
      1) Türkiye’de nükleer enerji santrali kurulmasını engellemek isteyen ülkeler. Bunlar başarıya ulaşmıştır. Proje çeyrek asır geciktirilmiştir.
      2) Fındık ve çay başta olmak üzere Türkiye’nin gıda ihracatını baltalamak isteyen ülkeler. Kısmen başarılı olmuşlardır.
      3) Yukardaki iki maddeyi sağlayabilmek için halkta korku ve panik havası yaratan yerli yayın organları. Bunlar da kısmen başarılı olmuştur. Doğu Karadeniz halkı başta olmak üzere, Türkiye’de epeyce insan halen günümüzde bile, Çernobil kazasının etkilerinin saklandığına inanıyor. Kanser olanlar bunu Çernobil’e atfediyorlar.
      Benim gördüğüm gerçek ise şöyle: Sadece Beyaz Rusya ve Ukrayna’da çocuklardaki tiroit kanseri vakalarında artış olmuştur ve bu artışın Çernobil kazasından kaynaklandığı kabul edilmektedir. Bunun dışındaki kanser iddiaları tartışmaya açıktır.

  2. Mehmet ALTUNKAYA dedi ki:

    Alper’ciğim Merhaba,
    Aydınlatıcı yazın için seni kutlarım, maalesef çernobil kazasının psikolojik etkisi radyasyon etkisinden çok büyük oldu. Nedeni ise, TAEK olarak halkı iyi aydınlatamadığımız ve güven veremediğimiz için. Ayrıca, basın ve bazı üniversitelerle konuyu yarım bilenler çok iyi çalışarak abartılı haberlerle halkın moralini bozdular. Nerede ise,TAEK olarak bazı değerleri sakladığımızı ve hükümetlerden yana olduğumuzu ilan ettiler.

  3. Kalender Kılıç dedi ki:

    Nükleer Enerji insanlığın mahvıdır! Genetik oyunlar kimsenin hakkı değildir! Milyar yıllık emanetimi kimse bozamaz! Çekirdekle oynanmaz, gereği de yok! Yenilenebilir enerjilere ne kadar kıymet ve ilgi verdik. Verimlilik, süper iletkenlik ve bor teknolojileri ile zıplamakta obur olmaya gerek yoktur, doğanın ve kalbin ritmi aynıdır, ışınlamak, gamalanak gereksiz ve derin sorumsuzluktur. Hazırladığınız tüm bilgiler için teşekkürler ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir